{}

freud diye bir şey yoktur

freud diye bir şey yoktur

sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.

-senegalliler dahil değil

sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin

-yoksa seni rahatsız mı ettim?

sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak

-freud diye bir şey yoktur.

sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.

-haydi iç de çay koyayım.

ah muhsin ünlü

mendilimdekansesleri:

İşte şu yağmurlar, işte şu balkon, işte benİşte şu begonya, işte yalnızlıkİşte su damlacıkları, alnımda, kollarımdaİşte yok oluşumdan doğan kentHiçbir yere taşınıyorum, kendime sızıyorum yalnızBen dediğim koskocaman bir oyukKoltuğun üstünde, aynadaki yansıdaBir oyuk! sofada, mutfakta, yatağımdaYaşamayı tersinden kolluyorum sankiYetişip öne geçiyorum sık sık. SözgelimiBir iki saatte bitiveriyor bir mevsimiyiBugün pazartesi mi? kapının, pencerenin durumuSalıyı gösteriyor.
Salondaki büyük saati sattımSaatin ölçebileceğiHerhangi bir zaman parçası yokGittiği yeri bilmeyen böcekler gibiyimBir oyuğa, oyulmuş bir yaşamaNe gereği var ki saatinBalkona çıkıyorum sürekliYollar yollar yollar katediyorum sanki böyleceBir semtin ilk rengini alıyorumÖrneğin Ümraniye’de bir çay bahçesindeyimBazenAnılardan anılara bir yolVeAnılardan anılara sallanan bahçeHangi yaprağı koparsam son anı avucumda kalıyoriyi.
Yeniköy’de bir kahve içer miyiz, dedim bu sabahBu sabah bu sabahOralı olmadı kimse —pazartesi miydi—Oyuğumdan çıkmıştım tam, begonyamsa güller içindeNasıl?Güllerse güller içinde yaniVe balkon demirinde bir martı. Dedim kiDeniz şuralarda bir yerde olmalıÇıt yok evin içindeDeniz şuralarda bir yerde olmalıÇıt yokSanki dünyadaki bütün cay ocakları kapalıVe göklerden tepelere inen bir sokakYa da bir akarsuyum benDenizseşuralarda..Yok önemi bir iki gün kaldı —martı—BalkondaDeniz de öldü sonra, martı daiyi iyi.
Suyu tutmak gibi bir şeydi hepsiGünler —seni anımsadığım zaman—Birden Kurtuluş’tan Taksim’e giden bir tramvay görüntüsüMavi bir elektrik çakımı tellerdeSanki kar yağıyor da sürekli, Tepebaşı’ndayızKarlar gıcırdıyor ayaklarının altındaBesbelli Gümüşsuyu’ndayız, Rus lokantasındayız—Ne tuhaf, biz her zaman her yerdeyiz ikimiz—Şarap içmişiz, üşüyoruzDışarda dünya silinmişikimiz ikimiz ikimizBöyle birkaç defa ikimizSonraki bir fotoğrafa dönüşüyor her şeyNasılsaSarı emmiş, mordan çekinmiş, kahverengi bir fotoğrafaSahi, kalınca bir şeyler giyinmeliyim benÜşümüyorum daBende herkes var, diyen bir kızın titrekSesleri dökülüyor kucağımaDudaklarım kan mavisi bugün.
Biz burada iyiyiz, biz burada çok iyiyizBiz burada kırk yaşındayız hepimizDördümüz bir kişiyiz de ondanİçimizden biri uyuyor olsa, falan filanOnu bekliyoruz bir kişi olmak içinEvet evet, yanılmıyorum benBir iki kişi kaldığımız zaman yanılabilirimDoğrusu yaYanılmak her şeyi yeniden görmek gibi bir şey oluyorDuvardaki vitray, begonyaBegonya, vitrayKurtuluşl’a Asmalımescit birbirine geçiyorBir tramvayın durmasıyla durmaması arasındaki ayrımKaranfil kokuyorsa birazYeni koparılmış bir demet karanfilim benSaçlarım soğuk ve uzun.
Ne diyordum? yağmurlar, evetÜşümüyorum ürperiyorum sadeceBiçimini zorlayan bir kedi gibiDur birazKapı çalındı, hayır, telefonTelefon kapı telefonikisi birden mi yoksaYoksaNe telefon ne kapıBir şimşek sesi hiç olmazsaO da değilSes filan duymadım ki benYuvarlandıkça büyüyenBir kartopunun yumuşak sesi mi? belkiiki sesi taşıyan bir sesNeden olmasınBiraz önceki gibiÜstümden biri kalkmıştı —yok canım—Öyle değil, bir gölgeydi hepsi hepsiYer değiştiren gezgin bir gölgeBahçedeki ceviz ağacındaniçeri sürüklenen.
Edip Cansever

mendilimdekansesleri:

İşte şu yağmurlar, işte şu balkon, işte ben
İşte şu begonya, işte yalnızlık
İşte su damlacıkları, alnımda, kollarımda
İşte yok oluşumdan doğan kent
Hiçbir yere taşınıyorum, kendime sızıyorum yalnız
Ben dediğim koskocaman bir oyuk
Koltuğun üstünde, aynadaki yansıda
Bir oyuk! sofada, mutfakta, yatağımda
Yaşamayı tersinden kolluyorum sanki
Yetişip öne geçiyorum sık sık. Sözgelimi
Bir iki saatte bitiveriyor bir mevsim
iyi
Bugün pazartesi mi? kapının, pencerenin durumu
Salıyı gösteriyor.


Salondaki büyük saati sattım
Saatin ölçebileceği
Herhangi bir zaman parçası yok
Gittiği yeri bilmeyen böcekler gibiyim
Bir oyuğa, oyulmuş bir yaşama
Ne gereği var ki saatin
Balkona çıkıyorum sürekli
Yollar yollar yollar katediyorum sanki böylece
Bir semtin ilk rengini alıyorum
Örneğin Ümraniye’de bir çay bahçesindeyim
Bazen
Anılardan anılara bir yol
Ve
Anılardan anılara sallanan bahçe
Hangi yaprağı koparsam son anı avucumda kalıyor
iyi.


Yeniköy’de bir kahve içer miyiz, dedim bu sabah
Bu sabah bu sabah
Oralı olmadı kimse —pazartesi miydi—
Oyuğumdan çıkmıştım tam, begonyamsa güller içinde
Nasıl?
Güllerse güller içinde yani
Ve balkon demirinde bir martı. Dedim ki
Deniz şuralarda bir yerde olmalı
Çıt yok evin içinde
Deniz şuralarda bir yerde olmalı
Çıt yok
Sanki dünyadaki bütün cay ocakları kapalı
Ve göklerden tepelere inen bir sokak
Ya da bir akarsuyum ben
Denizse
şuralarda..
Yok önemi bir iki gün kaldı —martı—
Balkonda
Deniz de öldü sonra, martı da
iyi iyi.


Suyu tutmak gibi bir şeydi hepsi
Günler —seni anımsadığım zaman—
Birden Kurtuluş’tan Taksim’e giden bir tramvay görüntüsü
Mavi bir elektrik çakımı tellerde
Sanki kar yağıyor da sürekli, Tepebaşı’ndayız
Karlar gıcırdıyor ayaklarının altında
Besbelli Gümüşsuyu’ndayız, Rus lokantasındayız
—Ne tuhaf, biz her zaman her yerdeyiz ikimiz—
Şarap içmişiz, üşüyoruz
Dışarda dünya silinmiş
ikimiz ikimiz ikimiz
Böyle birkaç defa ikimiz
Sonraki bir fotoğrafa dönüşüyor her şey
Nasılsa
Sarı emmiş, mordan çekinmiş, kahverengi bir fotoğrafa
Sahi, kalınca bir şeyler giyinmeliyim ben
Üşümüyorum da
Bende herkes var, diyen bir kızın titrek
Sesleri dökülüyor kucağıma
Dudaklarım kan mavisi bugün.


Biz burada iyiyiz, biz burada çok iyiyiz
Biz burada kırk yaşındayız hepimiz
Dördümüz bir kişiyiz de ondan
İçimizden biri uyuyor olsa, falan filan
Onu bekliyoruz bir kişi olmak için
Evet evet, yanılmıyorum ben
Bir iki kişi kaldığımız zaman yanılabilirim
Doğrusu ya
Yanılmak her şeyi yeniden görmek gibi bir şey oluyor
Duvardaki vitray, begonya
Begonya, vitray
Kurtuluşl’a Asmalımescit birbirine geçiyor
Bir tramvayın durmasıyla durmaması arasındaki ayrım
Karanfil kokuyorsa biraz
Yeni koparılmış bir demet karanfilim ben
Saçlarım soğuk ve uzun.


Ne diyordum? yağmurlar, evet
Üşümüyorum ürperiyorum sadece
Biçimini zorlayan bir kedi gibi
Dur biraz
Kapı çalındı, hayır, telefon
Telefon kapı telefon
ikisi birden mi yoksa
Yoksa
Ne telefon ne kapı
Bir şimşek sesi hiç olmazsa
O da değil
Ses filan duymadım ki ben
Yuvarlandıkça büyüyen
Bir kartopunun yumuşak sesi mi? belki
iki sesi taşıyan bir ses
Neden olmasın
Biraz önceki gibi
Üstümden biri kalkmıştı —yok canım—
Öyle değil, bir gölgeydi hepsi hepsi
Yer değiştiren gezgin bir gölge
Bahçedeki ceviz ağacından
içeri sürüklenen.

Edip Cansever

(via mendilimdekansesleri)

idil üner - güneşim.

başımızın içi cenaze
cahit zarifoğlu (via bayannihayett)

(via pasteldunya, source: bayannihayett)

Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı.
İçinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.
Sabahattin Ali (via otisakaman)

(via otisakaman)

sibernetik

üç kere üç dokuz eder
bilirsin
birin karesi birdir
kare kökü de
bilirsin
“mutlu aşk yoktur”
bilirsin….

ama baharda ya da dışarda
sonsuz göğün altında
aşkın aşkla çarpımı
nedendir bilinmez
garip bir biçimde
hep sonsuzdur…

kare kötü de yoktur…

Turgut Uyar